Tek Sağlık Yaklaşımı ve Güvenilir Gıda Üretimi

Tek Sağlık Yaklaşımı ve Güvenilir Gıda Üretimi

Hayvancılık sadece ekonomik bir faaliyet değildir. Aynı zamanda gıda güvencesi açısından vazgeçilmez bir sektördür. Bu yüzden bütün ülkeler hayvancılığa özel bir önem atfeder ve hayvancılığı geliştirme programları uygularlar. Hayvancılığı geliştirme programlarının hazırlanmasında, ülkeler kendi coğrafi koşullarını, tür ve ırk varlığını, yem kaynaklarını ve bitkisel üretim desenini göz önünde bulundurmak ve ona göre üretim modelleri belirlemek zorundadır. Örneğin Yeni Zelanda ve Avusturalya gibi zengin mera alanlarına sahip ülkeler ekstansif hayvancılığı tercih ederken mera varlığı yetersiz olan ülkeler zorunlu olarak entansif hayvancılığı seçmek durumunda kalır.

Ülkelerin tercih ettikleri hayvancılık modeli ne olursa olsun mevcut hayvan varlığın sağlıklı kılınması öncelikli hedeftir. Gerekli tedbirler alınmadığı takdirde hayvan hastalıkları bir taraftan işletmelere zarar verirken, diğer taraftan da insan sağlığını için risk oluşturur. Çünkü güvenilir gıda elde etmek ancak sağlık sürüler ile mümkündür. Özellikle zoonotik hastalıkların gıda amaçlı yetiştirilen hayvanlardan bertaraf edilmesi gerekmektedir. Bunun yapılabilmesi ise ancak iyi işleyen veteriner hizmetleri, etkin epidemiyolojik çalışmalar, risk analizine dayalı ithalat / ihracat düzenlemeleri, hastalıkların güncel olarak izlenmesi ve hayvan yetiştiricilerinin sürece aktif katılımı ile mümkündür.

Bilindiği gibi gıda güvenilirliği açısından risklerin %90’ını hayvan ve hayvansal gıdalar oluşturmaktadır. Hayvanlardan insanlara geçen; kuş gribi, bruselloz, tüberküloz, salmonellosis gibi zoonoz hastalıklar güvenilir gıda üretimi için risk unsurudur. Bu nedenle çiftçiler ve ulusal veteriner servisleri, hastalıkların önlenmesi için her türlü önlemi almak durumundadır.

Veteriner hekimlik öncelikli olarak hayvan sağlığı ile ilgilense de insan sağlığının korunmasına doğrudan katkı sunar. Bu yüzden beşerî hekimlik ile yakın iş birliği içinde çalışması gerekir. Nitekim 1940’lı yıllarda ortaya çıkan “veteriner halk sağlığı” yaklaşımı bu zorunluluğun eseridir. Bugün dünyanın birçok yerinde zoonoz hastalıkların varlığını sürdürüyor olması, beşerî hekimlik ile veteriner hekimliğin beraber çalışmasını zorunlu hale getirmiş ve “tek tıp” yaklaşımı tüm dünyada geniş çapta kabul görmüştür. Tek Sağlık, bütüncül bir yaklaşımı ifade eder. Hastalıkları, insan, hayvan ve çevre ilişkileri bağlamında ele alır. Halk sağlığını önceleyen bir yaklaşım olmasının yanı sıra, zoonotik hastalıkların multidisipliner bir yaklaşımla ele alınması gereğine inanır. Bu nedenle “Tek Sağlık” yaklaşımı tüm dünyada hem bilimsel otoritelerce hem de kamu otoritelerince benimsenmiş ve uygulamaya geçirilmiştir.

Çoğu gelişmiş ülkede uygulanan eradikasyon programları ile birçok hastalık kontrol altına alınmış veya tamamen ortadan kaldırılmış olmasına rağmen zoonozlar tüm dünyada sorun olmaya devam etmektedir. Bu sorunların çözümü için hastalığın öncelikle hayvanlarda kontrol altına alınması gerekmektedir. Yine sistiserkozis, ekinokokozis, toksoplazmazis, leptospiroz ve Q fewer gibi hastalıklara “antropozoonoz” olarak ülkemizde dahil olmak üzere dünyanın birçok bölgesindeki insanlarda rastlanmaktadır. İnsanlar için patojen olarak bilinen 1400 civarındaki etkenin yaklaşık %62si zoonotik karakterlidir. Yine hayvanlarda hastalıkların tedavi ve önlenmesi amacı ile kullanılan ilaçlar uygun bir şekilde kullanılmadıkları takdirde hem gıdalarda kalıntıya hem de bakterilerde direnç oluşmasına sebep olmaktadır. Oluşan veya oluşacak bakteriyel direncin aynı zamanda bir halk sağlığı sorunu olduğunu unutmamalıyız. Antibiyotikler ve antimikrobiyaller, bakteri ve mantar gibi mikroorganizmaları öldüren veya üremesini durduran maddelerdir. Antibiyotiklerin tedavide kullanılması kaçınılmazdır. Ancak doğru kullanılmadığı takdirde dirençli bakterilerin ortaya çıkmasına neden olur ki, bu da halk sağlığı için ciddi bir risktir. Bunun için, antibiyotikler, antimikrobiyaller ve diğer veteriner tıbbi ürünlerin kullanımı mevzuata bağlamıştır. Mevzuat, antibiyotiklerin kullanımını veteriner hekim reçetesi ile sınırlandırmakta ve sadece hastalıklara karşı kullanımına izin vermekte, gelişmeyi düzenleyici olarak kullanımı engellenmektedir. Böylece antibiyotiğe direncin gelişim riski en alt düzeye düşürülerek hayvansal gıdanın antibiyotik kalıntılarını içermesi önlenmektedir. development of antibiotic resistance is minimised; and Bunun yanı sıra, uygulanan kalıntı izleme programları ile üretilen ürünlerde kalıntıların araştırılması sağlanarak muhtemel ihlallerin varlığı araştırılmakta ve uygunsuzlukta sorumlular için caydırıcı cezai yaptırımlar uygulanmak sureti ile veteriner tıbbi ürünlerinin uygulaması güvence altına alınmaktadır.

Çiftlikten sofraya gıda güvenilirliği yaklaşımı içerisinde, koruyucu ve tedavi edici veteriner hekimlik, kullanılan veteriner ilaçları, barınak hijyeni, işletmelerde alınan biyogüvenlik tedbirleri, hayvan refahı, yetiştirme koşulları, kullanılan yem, çiftlik kayıtları, çevre koşulları gibi birçok unsur karşımıza çıkmaktadır. Kısacası güvenilir et, süt, yumurta üretimi için fert fert tüm hayvanların, dolayısıyla sürünün sağlıklı olması gerekmektedir. Bu bağlamda güvenilir beyaz ve kırmızı et, süt ve yumurtanın öncelikle sağlıklı hayvanlardan elde edilmesi ve asgari teknik ve sıhhî koşullara sahip mezbaha ve gıda işletmelerinde işlenmiş olması gerekir.

Görüldüğü gibi; güvenilir gıdaya erişim birçok unsurun bir arada değerlendirmesini gerektirmektedir. Bir tarafta hayvansal gıdaların vazgeçilmezliği, diğer tarafta yetersiz koruyucu ve tedavi edici veteriner hekimlik, yanlış ilaç kullanımları, yoğun yetiştirme sistemleri, çevresel etkenler nedeniyle sayıları giderek artan değişik hastalıklar, sağlıksız gıda üretimi.

Sonuç olarak; olumsuzlukları gidermenin yolu sağlıklı hayvanları sağlıklı ve güvenilir yemlerle uygun ortamlarda yetiştirmekten, koruyucu veteriner hekimlikten, elde edilen ürünleri doğru işlemekten ve hilesiz pazara sunmaktan geçmektedir.

Üreten, işleyen, satan, denetleyen herkese düşen görev eti, sütü, yumurtayı ve diğer yediklerimizin kirletilmesinin önüne geçmektir.

Sağlıcakla kalın….

Bir yorum yap

Dr. Hüseyin Sungur Kimdir?

20 Ekim 1959 tarihinde Antalya’da doğan Hüseyin Sungur, Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’nde doktora yapmıştır. 1989 yılında Türkiye’de ilk kez sığırlarda dondurulmuş Embriyo naklini gerçekleştiren Sungur, hayvancılıkla ilgili farklı araştırma projelerinde araştırıcı olarak görev almıştır.

Koruma Kontrol Genel Müdürü, Bakan Müşavirliği ve Genel Müdür görevlerini yürüten Hüseyin Sungur, 2020 yılında Yumurta Üreticileri ve Sanayicileri Derneğinde kurucu üye olmuştur. Halen serbest danışmanlık yapmaktadır.