Küresel iklim sistemi; tüm zamanlarda ve mekanlarda, güneş, atmosfer ya da yerküre/atmosfer bileşimindeki olaylara bağlı olarak değişme eğilimi içinde olmuştur. Ancak 19.yüzyılın ortalarından itibaren doğal değişebilirliğe ek olarak insan etkinliklerinin de küresel iklimi etkilediği bir döneme girilmiştir. Küresel ısınma sonucunda bütün dünyada sıcaklık sistematik bir şekilde artmakta ve bu yolla bir iklim değişikliği meydana gelmektedir. Çünkü sıcaklık artınca buharlaşma artmakta, yağışlar ve hava hareketleri değişime uğramaktadır. Küresel iklim değişikliğini; belirli zamanlarda meydana gelen hava halleri değişikliği ile karıştırmamak gerekir. Örneğin; değişik zamanlarda veya herhangi bir mevsimde meydana gelen kuraklık Ülkemizde görülen kış kuraklığı veya yaz kuraklığı olan bölgelerde, yaşanan yağışlı yazlar olayı, bir “hava değişikliği” olmasına rağmen, küresel iklim değişikliği olarak nitelenemez. Son 10-15 yıl içinde, sıcaklığın bütün dünyada sistematik olarak artışı, 1983 yılından itibaren ölçmelerle belirlenmektedir. Son yüzyılın en sıcak ve en kurak yazları ise, son 8 – 10 yıl içinde yaşanmıştır. Sıcaklık ölçümleri ile elde edilen, küresel iklim değişikliği ile ilgili bu sonuçları, bazı buzul erime olayları da desteklemektedir. Örneğin, güney kutbundan şimdiye kadar görülmemiş büyüklükte buzul parçalarının koparak ayrılması, İzlanda Buzul’larının son 30 yılda şimdiye kadar görülmeyen bir hızla erimeleri, Himalaya ve Alpler’de cereyan eden buzul erimeleri gibi dünya üzerinde yaygın olarak görülen süreçler küresel ısınmanın en belirgin işaretleridir.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ise, iklim değişikliğini; karşılaştırılabilir zaman periyodun da gözlenen doğal iklim değişikliğin ek olarak, küresel atmosferin bileşimini doğrudan yada dolaylı olarak bozan insan etkinlikleri sonucunda iklimde oluşan bir değişiklik olarak belirtmektedir.
İklim Değişikliklerinin Nedenleri
İklim değişikliği; hava koşullarının bir ortalaması olup, sıcaklık, yağış miktarı rüzgar, hava basıncı ve nem oranı gibi ölçümlerle tanımlanmaktadır. Bugün yaşanan küresel iklim değişikliği esas itibariyle hava kirliliği, asit yağmurları, ormanların azalması, çölleşme, ozon tabakasının tahrip olması ve sera etkisi yapan gazların neden olduğu çevre sorunlarından kaynaklanmaktadır. İklim değişikliğine sebep olan bu hususlar şöyle sıralanabilir.
- Fosil yakıtlarının yanması ile atmosfere karışan karbon dioksitin oluşturduğu sera etkisi,
- Tarımsal ve endüstriyel uygulamalar nedeniyle atmosfere karışan diğer sera gazları (Metan,azot dioksit,sülfür heksa-florid, hidrofloro –karbon..),
- Çiftlik hayvanlarının tükettiği besinlerin sindirimi sırasında ortaya çıkan metan gazı
- Hayvansal gübrelerin özellikle oksijensiz ortamlara bırakılması ya da depolanması sonucunda ortay çıkan metan (CH4) gazı salınımı,
- Azotlu gübre kullanımı ile ortaya çıkan diazot monoksit oluşumu,
- Çeltik üretimindeki sulama tekniğinden kaynaklanan metan gazı oluşumu,
- Anız yakılması ile ortaya çıkan diazot monoksit (N20) oluşumu
Uluslararası Enerji Ajansının 2002 yılı verilerine göre dünyamızı en çok kirleten ülkeler sırasıyla, ABD (%23.5),Çin (%13.6),Rusya (%6.2),Japonya (%5.0), Hindistan (4.2),Almanya (%3.5) dır. Sektörlerin küresel ısınmaya katkısı ise enerji kullanımı %49, endüstrileşme %24, ormansızlaşma %14, tarım %13 olarak belirlenmiştir.
Küresel Isınma ve Tarıma Etkileri:
Tarım; iklim değişikliklerinden hem etkilenen, hem de etkileyen bir özelliğe sahiptir. Her ne kadar farklı koşullara göre, ürün çeşidi, yetiştirme tekniği ve sulama sistemleri geliştirilmiş ise de, tarımsal üretimin doğal koşullardan bağımsız olması sağlanamamıştır. Başka bir deyişle, tarımın iklim değişikliklerinden doğrudan etkilenmesi kaçınılmazdır. Bu etki daha çok, tarımsal ürünlerde verim azalışı şeklinde ortaya çıkmaktadır. Böyle bir durumda çiftçilerin yeni tarım tekniklerine ve sulama sistemlerine yönelmesi ise kaçınılmazdır. Tarımın iklim değişikliklerinden etkilenmesi sonucu ortaya çıkacak muhtemel olumsuzluklar; ulusların gıda güvencesini, kalkınma hedeflerini ve uluslararası ticaretini doğrudan etkilemektedir.
İklim değişikliğin tarıma muhtemel etkileri şöyle özetlenebilir;
Hayvan ve bitkilerin doğal yaşam alanlarının değişmesi, bazı böcek,bitki ve kuş türlerinin ortadan kalkması,Bitki deseninin çeşit ve tür bakımından değişikliğe uğraması,Bitkilerin ekim ve dikim zamanlarının değişmesi,Bitkilerde çiçeklenme, tozlaşma ve meyve oluşumu sırasında meydana gelebilecek su stresi nedeniyle verim düşüklüğü,Buğday,mısır ve soya gibi stratejik tarım ürünlerinde verim düşüklüğü,Kuraklığa dayanıklı çeşitlere olan ihtiyacın artması,Aşırı buharlaşma nedeniyle toprakların çoraklaşması ve tuzlanması,Tarımsal sulama ihtiyacının artması ile içme suyu ve sanayi suyu rekabetinin artması,Yer altı su seviyelerinin düşmesi,Toprak sıcaklığının artmasına bağlı olarak topraktaki organik maddelerin hızla parçalanması ve gübre kullanımın artması,Artan gübre kullanımı nedeniyle yeraltı ve yerüstü sularının kirlenmesiSıtma ve kolera gibi hastalıklarda görülecek artış,Sel baskınlarındaki artış,kıyıların su altında kalması,Bitki hastalık ve zararlılarındaki artış
İklim Değişikliğinin Türkiye Üzerindeki Olası Etkileri
Ülkemiz halen sub-tropikal kuşakta ve Akdeniz iklimi olarak adlandırılan bir büyük iklim bölgesinde yer almakta olup, coğrafik konumuna bağlı olarak birçok alt iklim tipine sahiptir. İklim tiplerindeki bu çeşitlilik ise polar ve ve tropikal kuşaklardan kaynaklanan farklı basınç sistemleri ve hava tiplerinin etki alanına giren bir geçiş bölgesi üzerinde yer alması ile bağlantılıdır. Ayrıca, bu duruma topoğrafik özelliklere bağlı olarak fiziki coğrafya etmenlerinin de etkisi bulunmaktadır.
Türkiye’de küresel ısınmaya bağlı olarak olumsuz yönde etkilenecek olan potansiyel risk grubu ülkeler arasında yer almaktadır. Ülkemiz zaman içerisinde özellikle su kaynaklarının fakirleşmesi,orman yangınları,kuraklık ve çölleşme ile bunlara bağlı ekolojik bozulmalar gibi olumsuzluklarla karşı karşıya gelecektir.
Dellal ve ark. tarafından yapılan bir çalışmaya göre; iklim değişikliklerine bağlı olarak, ülkemizin temel tarım ürünlerinden olan buğday,arpa,mısır,ayçiçeği ve pamuk üretiminde azalış olabilecektir. Öte yandan Hadley Center tarafından Türkiye ye dönük yapılan başka bir değerlendirmede 2050 yılı parametrelerine göre değişik ürünlerde %2 ile %13 arasında verim düşüklüğü, ürün deseninde değişme, tarımsal ürün fiyatlarında artmaların olacağı ileri sürülmektedir.Yine aynı merkezin tahminlerine göre 2080’li yıllara kadar, Türkiye de iklim sıcaklıklarının CO2 birikimini azaltmak için, alınan tedbirlere bağlı olarak 2-4 0C’lik artış olacağı öngörülmektedir.
Atmosferdeki sera gazı birikimlerine bağlı,önümüzdeki on yıllarda gerçekleşebilecek bir iklim değişikliğinin,Türkiye’de neden olabileceği tarımsal ve çevresel etkileri şöyle sıralayabiliriz.
- Tarımsal üretim potansiyeli değişebilir. Bu değişiklik bölgesel ve mevsimsel farklılıklarla birlikte ,türlere göre bir artış ya da azalış biçiminde olabilir.
- Yerkürenin jeolojik geçmişinde olduğu gibi,iklim kuşakları,ekvatordan kutuplara doğru yüzlerce kilometre kayabilecek ve bunun sonucunda da Türkiye,Orta doğuda ve Kuzey Afrika’da egemen olan, daha sıcak ve kurak iklim kuşağının etkisinde kalabilecektir. İklim kuşaklarındaki bu kaymaya uyum gösteremeyen fauna ve flora ise yok olacaktır.
- Türkiye’nin kurak ve yarı-kurak alanlarda ,özellikle kentlerdeki su kaynakları sorunlarına yenileri eklenecektir.
- Doğal karasal eko-sistemler ve tarımsal üretim sistemleri zararlılarda ve hastalıklardaki artışlardan olumsuz etkilenecektir.
- Türkiye’de su kaynakları üzerindeki en büyük baskıyı, Akdeniz ikliminin olağan özelliği olan yaz kuraklığı ile diğer mevsimlerdeki yağışlarda oluşan değişkenlik ve kurak devreler oluşturmaktadır. Bu nedenle kuraklık riskindeki artışlar, iklim değişikliğinin tarım üzerindeki etkisini şiddetlendirecektir.
- Kurak ve yarı-kurak alanlarının genişlemesine ek olarak yaz kuraklığının süresinde ve şiddetinde ortaya çıkacak artışlar,çölleşme süreci ile birlikte tuzlanma ve erozyonu da artıracaktır.
- Mevsimlik kar ve kalıcı kar-buz örtüsünün kapladığı alan ve karla örtülü devrenin uzunluğu azabilecek,ani kar erimeleri ve kar çığları artabilecektir.
- Kar erimesinden kaynaklanan akışının zamanlamasında ve hacminde meydana gelebilecek değişiklikler ise, su kaynaklarını,tarım,ulaştırma ve enerji sektörlerini etkileyebilecektir.
- Türkiye’nin özellikle çölleşme tehdidi altındaki yarı kurak ve yarı nemli bölgelerinde (İç Anadolu,G.Doğu Anadolu,Ege,Akdeniz) ormancılık ve su kaynakları açısından olumsuz etkiler çıkabilecektir. Nitekim son yıllarda, Türkiye ormanlarında görülen toplu ağaç kurumaları ile zararlı böceklerdeki artışlara, hava kirliliği ve asit yağmurlarının sebep olduğu değişik bulgularla ortaya konmuştur.
İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Ve Kyoto Protokolü
İnsan etkinliklerinin iklim değişikliğine olan olumsuz katkısını azaltmak için, uluslararası geniş bir katılımla, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi(İDÇS) 1992 Rio Çevre ve Kalkınma Konferansında imzalanmış ve 1994 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu sözleşme; sera gazlarının atmosferdeki birikimlerini, insanın iklim sistemi üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirecek bir düzeyde durdurmayı sağlayabilecek en önemli ve tek hükümetler arası belge olma özelliğine sahiptir. İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin nihai amacı; atmosferdeki sera gazı birikimlerini, insanın iklim sistemi üzerindeki tehlikeli etkilerini önleyecek bir düzeyde durdurmaktır.
İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin yetersiz olduğu kabul edilerek, 1997 yılında Japonya’nın Kyoto şehrinde yeni bir protokol hazırlanmıştır. Yükümlülüklerin daha sıkı hale getirilmesi ve yasal bağlayıcı bir belge olması amacıyla hazırlanan Kyoto Protokolü, 16 Mart 1998 ile 15 Mart 1999 tarihleri arasında imzaya açık kalmıştır. Nihayet protokol 16 Şubat 2005 tarihinde ABD’ nin imzalamamasına karşın yürürlüğe girmiştir. Sözleşmede ülkeler iki gruba ayrılmıştır. Birinci grupta eski sosyalist ülkeler ile OECD ülkeleri, ikinci grupta ise Gelişmiş Ülkeler yer almaktadır.
Türkiye, İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin her iki ülke grubu (Ek-I ve Ek-II) listesinde yer almaktadır. Ancak Grupların, farklı sorumlulukları nedeniyle sözleşmeye 2004 yılına kadar taraf olmamıştır. Sözleşme’ye taraf olabilmek için, Sözleşme’de belirtilen “ortak, fakat farklı sorumluluk ilkesi” doğrultusunda eklerde gerekli değişikliklerin yapılması yönünde mücadelesini ise uzun yıllar sürdürmüştür. Bu çerçevede, 28 Ekim-9 Kasım 2001 tarihleri arasında Fas (Marakeş)’de yapılan 7. Taraflar Konferansı’nda, “Sözleşme’nin Ek-1 listesinde yer alan, diğer ülkelerden farklı bir konumda olan Türkiye’nin özel koşullarının tanınarak, isminin Ek-II’den silinmesi” yönündeki karar “Taraflar Konferansı Genel Kurulu”nda oybirliği ile kabul edilmiştir.
Bu gelişmeden sonra, İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne katılmamızın uygun bulunduğuna dair 4990 sayılı kanun TBMM Genel Kurulu’nda 21 Ekim 2003 tarihinde kabul edilmiş, anılan sözleşmeye taraf olmamıza ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı ise 18 Aralık 2003 tarihli ve 25320 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu şekilde Türkiye, 24 Mayıs 2004 tarihinde Sözleşme’ye 189. ülke olarak taraf olmuştur. Protokol, 2012 yılına kadar sanayileşmiş ülkelerde sera etkisi yapan karbondioksit gibi gazların atmosfere salınım oranının yüzde 5.2 oranında düşürülmesini öngörmektedir. Kyoto Protokolü’nün uygulanmaya başlamasından en çok petrol ve kömür sektörü etkilenecektir. Karbondioksit ve metan gazının yaklaşık dörtte üçü fosil yakıtların yanmasından, geri kalanı da arazi kullanımı değişikliği ve özellikle ormanların yok edilmesinden kaynaklanmaktadır.
Kyoto Protokolü’nün uygulamaya konulmasıyla, fosil yakıtlarının kullanımının azaltılması, iklim değişikliğine etkisi çok daha az olan güneş ve jeotermal gibi enerji kaynaklarının kullanımı gündeme gelecektir.
Uzun dönemde planlananlar ise, sanayiden tarıma her alanda enerji tasarrufu sağlayacak teknolojilere destek verme, güneş, jeotermal, biyokütle, rüzgâr gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasının teşvik edilmesi olarak açıklanmaktadır.
Türkiye sözleşmeye taraf olduktan sonra aşağıdaki çalışmalar yapılmıştır.
1-) Türkiye’nin Sözleşme’ye resmen taraf olmasının akabinde, ilk “Ulusal Bildirimi” 6 ay içinde hazırlayarak, 24 Kasım 2004 tarihine kadar Sekreterya’ya sunması gerekiyordu. Ancak, sözleşme Sekreteryası ile yapılan görüşmeler sonucunda Ulusal Bildirim’in daha sağlıklı hazırlanabilmesi amacıyla 2005 yılının ikinci yarısında sunulması uygun görülmüştür.
2-) İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu yeniden düzenlenerek, Başbakanlık Genelgesi olarak 18 Şubat 2004 tarih ve 25377 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Kurulun Başkanlığı Çevre ve Orman Bakanı tarafından yürütülmektedir. Kurul’un üyeleri ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarları, TOBB Başkanı ve gerek görüldüğünde ilgili kurum ve kuruluşların temsilcilerinden oluşmaktadır.
3-) Söz konusu Genelge doğrultusunda Ulusal Bildirim Raporunun hazırlanması ve iklim değişikliği ile ilgili konuların değerlendirilmesi açısından ilgili kurum ve kuruluşların da içerisinde yer aldığı 8 adet çalışma grubu oluşturulmuştur:
a) İklim Değişikliği Etkilerinin Araştırılması Çalışma Grubu (G-1): Koordinatör Kuruluş, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü
b) Sera Gazları Emisyon Envanteri Çalışma Grubu (G-2): Koordinatör Kuruluş, Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığı
c) Sanayi, Konut, Atık Yönetimi ve Hizmet Sektörlerinde Sera Gazı Azaltım Çalışma Grubu (G-3): Koordinatör Kuruluş, Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü
d) Enerji Sektöründe Sera Gazı Azaltımı Çalışma Grubu (G-4): Koordinatör Kuruluş, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji İşleri Genel Müdürlüğü
e) Ulaştırma Sektöründe Sera Gazı Azaltımı Çalışma Grubu (G-5): Koordinatör Kuruluş, Ulaştırma Bakanlığı Demiryolları, Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğü
f) Arazi Kullanımı, Arazi Kullanım Değişikliği ve Ormancılık Çalışma Grubu (G-6): Koordinatör Kuruluş, Çevre ve Orman Bakanlığı AR-GE Dairesi Başkanlığı
g) Politika ve Strateji Geliştirme Çalışma Grubu (G-7): Koordinatör Kuruluş, Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü
h) Eğitim ve Kamuoyunu Bilinçlendirme Çalışma Grubu (G-8): Koordinatör Kuruluş, Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü
4-) Ulusal Bildirim’in hazırlanması amacıyla UNDP (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı) ile ortak proje yürütülmektedir. Bu proje sonucunda hazırlanacak olan Ulusal Bildirim’de sera gazı emisyonları ve miktarları başta olmak üzere ülkemizin iklim konusundaki durumu ve bundan sonra uygulayacağı politika ve stratejiler ortaya çıkacaktır.
5-) İklim Değişikliği ile ilgili ulusal kapasitenin artırılması amacıyla Bölgesel Çevre Merkezi (REC) ile ortaklaşa LIFE programına proje sunulmuştur. Bu proje ile gerek kamu ve gerekse özel sektörün iklim değişikliği ile ilgili bilgilendirilmesi sağlanmış olacaktır.
6-) 1-3 Eylül 2004 tarihleri arasında Ankara’da “İklim Değişikliği Konferansı” yapılmıştır. Bu konferansa kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, sivil toplum örgütlerinin yanısıra İklim Değişikliği Sözleşme Sekreteryası, UNEP (Birleşmiş Milletler Çevre Programı), UNDP (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı) gibi uluslararası kuruluşlardan 60’ı yabancı uzman olmak üzere 500 kişi katılmış, 50 bildiri sunulmuştur.
Sonuç
İnsanlık, küresel ısınma ve iklim değişikliğine bağlı sıkıntıları topyekün yaşıyor. Dünya gıda üretiminin son yıllardaki artış trendi; erozyon, su kaynaklarının kuruması,mer’aların bozulması ve iklim değişikliklerinden kaynaklanan çevresel bozulmalara bağlı olarak bir duraksamaya girmiştir. Bu süreçte geliştirilen verim artırıcı tekniklerin ise, genişleyen küresel ekonominin hammadde ihtiyacına cevap veremeyeceği,tarımın sürdürülebilirliğini sağlayamayacağı hususunda ciddi endişeler bulunmaktadır.Küresel ısınmanın oluşturduğu iklim değişikliklerinden Ülkemizin de olumsuz etkileneceği,buna bağlı olarak kuraklık ve salgın hastalıklar gibi önemli tehditlerin bizi beklediği tüm uzmanlar tarafından ifade edilmektedir.
Toplumlar hangi gelişmişlik düzeyine ulaşırsa ulaşsın “tarım sonrası” bir toplum olmayacaktır. Çünkü tarım gıda üretimin temeli ve dolayısıyla insan yaşamının vazgeçilmez bir uğraşısı olarak hep var olacaktır.İşte bu nedenle çevresel bozulmaların ve iklim değişikliklerinin tarımsal üretime getirdiği sınırlamaları Ulusal düzeyde izlemek, geleceğimiz için son derece önemlidir.Bu konuda yapılması gerekenleri şöyle sıralayabiliriz.
- Kuraklık olmak üzere, tüm su ve toprak kaynaklarının sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına yönelik olarak kuraklık planlamasının yapılması,
- İklim değişikliği konusunda gelişmeleri ve uygulamaları yakından takip etmek ve Türkiye’ye uyarlamak,
- Çayır-mera alanlarını korunması ve geliştirilmesine hız vermek,
- Tarımsal ormancılığın geliştirilmesi konusuna önem vermek,
- Tarımsal ticaretimiz olan ülkelerdeki potansiyel iklim değişikliğini gözeten ürün planlaması üzerinde çalışmak,
- Tarımsal araştırma önceliklerinin belirlenmesinde iklim değişikliklerini ve tarıma etkilerini gözetmek,
- Hayvan ıslahı ve yemleme konusunda sıcaklık stresini azaltıcı çalışmalar yapmak,
- Suyun verimli ve ekonomik kullanımını sağlayacak tedbirleri uygulamaya koymak,
- Alternatif enerji kaynaklarına yönelmek,
- Tüm toprak ve su kaynaklarının kullanımının, kuraklık riski de göz önüne alınarak planlanması,
- Ulusal Bildirim Raporunun Hazırlanması amacıyla oluşturulan çalışma gruplarından tarımla ilişkili olanlarda Bakanlığın aktif katılımının sağlanması,
- Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü veya Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü bünyesinde “İklim Değişikliği ve Tarım Çalışma Grubu”nun oluşturulması.
Bakanlık olarak Türk tarımını ve Türk insanın gıda güvencesini doğrudan etkileyecek iklim değişikliklerine karşı duyarlı olunması ve her türlü tedbirin zaman geçirmeden alınması gerekmektedir.





