Hayvancılıkta Yeni Yaklaşımlar

Hayvancılıkta Yeni Yaklaşımlar

Türkiye, Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüze kadar her dönemde hayvancılığını geliştirmek yönünde yoğun çaba sarf etmiş ve bir çok proje uygulamıştır. Buna rağmen, hayvansal üretimde yeterli artış sağlanamamış, düşük bilgi kullanımı nedeniyle üretim sistemlerini modernleştirememiş, rekabet edebilirlikten uzak, sürdürülebilirliği tartışmalı, örgütlenmesini tamamlayamamıştır. Bu durumdan çıkış için çeşitli yollar önerebilir, farklı yaklaşımlardan söz edilebilir. Ancak bu yazının konusu özellikle Organize Hayvancılık Bölgelerinin hayvansal üretimi artırmak noktasında ne gibi katkıları olabileceğini ve uygulama şansının olup olmadığını değerlendirmektir. Tabi ki böyle bir değerlendirmenin yapılabilmesi için hayvancılığımızın mevcut durumu ile Organize Hayvancılık Bölgelerinin kurulmasında ilham alınan Organize Sanayi Bölgelerinin doğuş ve fonksiyonlarına kısaca değinmek gerekecektir.

Hayvancılığın Önemi

İnsanoğlunun en eski geçim kaynaklarından birisi olan hayvan yetiştiriciliği bugünde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için önemini korumaktadır. Hayvancılık; insanın yeterli ve dengeli beslenmesi, istihdama olan katkısı, hayvanların; insan gıdası olarak tüketilemeyen bitki ve bitkisel artıkları yararlı besinlere dönüştürebilme yetenekleri nedeniyle, çok yönlü ve vazgeçilmez bir sektör olarak insan hayatı ve ülke ekonomisinde önemli bir konuma sahiptir.

Olaya Ülkemiz açısından baktığımızda ise; farklı ekolojileri, değişik tür ve ırktan hayvan varlığı ve halen % 35’i kırsal kesimde yaşayan nüfusu ile bu konuya ayrı bir önem vermesi gereken ülke konumundadır. Ancak son yıllarda bütün gelişmiş ülkelerde hayvansal üretiminin toplam tarımsal üretim içindeki payı giderek artarken Türkiye de böyle bir başarı sağlanamamıştır. Bu başarısızlık, hayvan ırklarımızın populasyon düzeyinde genetik kapasitesinin düşüklüğü ve uygun çevre şartlarının oluşturulamaması ile hayvancılığa bakışımızdan kaynaklanmaktadır.

Hayvan Varlığımız ve Üretim Potansiyeli

Hayvancılık denilince; sığır, koyun-keçi yetiştiriciliği ile tavukçuluk ve diğer kümes hayvanları akla gelmektedir. Ülkemiz 2003 istatistiklerine göre 9 milyon789 bin baş sığır mevcudu bulunmaktadır. Bu sığır populasyonunun içerisinde yerli sığırlar %36 oranında , melezler %43 oranında,saf kültür ırklar ise %19 oranında yer almaktadır. Aynı yıl itibariyle toplam 25 milyon 431 bin baş koyun populasyonun ise %98 si yerli koyun ırklarından oluşmaktadır. Keçi varlığımız ise 6 milyon 772 bin baştır.

Türkiye 2002 FAO verilerine göre yılda 1 milyon 314 bin ton et 9 milyon 504 bin ton süt, 47 bin ton yün üretim potansiyeline sahiptir. Bu üretim potansiyeli ile Türkiye, dünya sıralamasında koyun sayısında 9’uncu, keçide 18’inci, sığırda 25’inci sırada yer alınmaktadır. Üretim miktarlarımız hayvan varlığımız ile kıyaslandığında görülecektir ki ortalama karkas ağırlığı ve süt verimi açısından Türkiye gelişmiş Ülkelerin gerisinde yer almaktadır.

Hayvansal Üretimin Temel Sorunları

Bitki ve Hayvanların planlı ve kontrollü kullanımı ile hayvansal üretim elde etmek için yapılan faaliyetler hayvancılık olarak tanımlanır. Bu sektör; biyolojik, ekolojik, ekonomik, sosyal ve kültürel faktörlerden etkilenir. Hayvancılığı her şeyden önce bu tanım içinde ele alarak sorunlarını tespit etmek ve çözümleri önerilerini de bu sorunları karşılar nitelikte üretmek gerekmektedir. Hayvancılığın konuşulduğu hemen her zeminde ifade edilen hayvan varlığı ile üretim miktarı arasındaki çelişkiyi yaratan ve hayvansal üretimi sınırlayan belli başlı faktörler şöyle özetlenebilir.

  1. Genetik ve çevresel faktörlerden (ırk, bakım –besleme, sevk-idare v.b) ileri gelen verim düşüklüğü,
  2. Hayvancılıkta verim düşüklüğüne ve ölümlere sebep olan her türlü salgın ve ferdi hastalıklar ile yapılan mücadele ve veteriner hizmetlerinin yetersiz olması
  3. Hayvancılık işletmelerinin küçük ölçekli (1-5 baş), bilgi kullanım düzeyi düşük ve dağınık olmaları.
  4. Çiftçilerin örgütlenememiş olması nedeniyle demokratik baskı kuramamaları ve hayvancılık politikalarına katılım sağlayamamaları.
  5. Hayvan ve hayvan yetiştiricisinin öteden beri hor görülmesi,
  6. Ülkemizde bitkisel üretimi ön planda tutarak, hayvansal üretime tarımın bir alt dalı gibi bakılması,
  7. Kaliteli kaba yem üretiminin yetersizliği ve hububatta uygulanan taban fiyatları nedeniyle kesif yem fiyatlarının yüksekliği.
  8. Çayır – Meraların aşırı otlatma nedeniyle fakirleşmesi.
  9. Pazarlama zincirinin uzunluğu ve pazardaki fiyat istikrarsızlıkları
  10. Dünyada hayvansal üretimin bollaşması, ucuzlaması ve özellikle sübvansiyonlu ithal ürünler yüzünden üreticilerimizin iç ve dış pazarda rekabet şanslarını yitirmeleri.
  11. Teşvik ve krediler içerisinde hayvansal üretimin payının düşüklüğü
  12. İnsanımızın satın alma gücünün düşüklüğü ve eğitim noksanlığı gibi nedenlerle hayvansal ürün tüketiminin yetersizliği.
  13. Hayvancılık işletmelerinin küçük ölçekli (1-5 baş), bilgi kullanım düzeyi düşük ve dağınık olmaları.
  14. Hayvancılık işletmelerinin küçük ölçekli (1-5 baş), bilgi kullanım düzeyi düşük ve dağınık olmaları.
  15. Çiftçi eğitimi ve teknik bilgi kullanımındaki yetersizlikler
  16. Kaynak yetersizliği yada mevcut kaynakların harekete geçirilemeyişi nedeniyle hayvancılıkla ilgili geliştirme faaliyetlerinin aksaması
  17. Hayvansal ürünleri pazarlama ağının zayıflığı.

Hayvansal Üretimin Nasıl Arttırılabilir?

Günümüzde bilginin yoğun kullanılmasına ve tüketicilerin değişen taleplerine paralel olarak hayvansal üretim bir “endüstrileşme süreci” yaşamaktadır. Bu süreçte gerek “yetiştiricilikb teknikleri” ve “gerekse sağlık koruma hizmetleri” alanlarında köklü değişmeler olmuştur. Hayvanların genotipik ve fenotipik yapıları belirli verim parametreleri (Et,süt, yapağı) yönünde geliştirilmiş, pazara dönük üretim yapan, biyolojik ve ekonomik verimlilik faktörlerini ön planda tutan, bilim ve teknolojideki gelişmeleri dikkatle takip eden Entansif hayvancılık üniteleri dünyada giderek yaygınlık kazanmıştır. Birim başına verimde fizyolojik sınırları zorlayan büyük artışlar sağlanmıştır. Öyle ki dünya nüfusunun hızla artması ve hem de kişi başına hayvansal ürün tüketiminin yükselmesine rağmen, hayvansal ürün arzında bir daralma olmamıştır. Tam aksine küresel düzeyde bir “Süper Üretim” gerçekleşmiştir. Ancak mevcut üretim alışkanlıklarını değiştiremeyen ülkemiz hayvancılığı ise dar boğazlarla karşı karşıyadır. Hayvancılık için geliştirilecek her türlü model uygulanabilir olduğu kadar hayvancılığın dünyadaki gelişim trendlerine uygun olmalıdır. Bu düşünceden hareketle hayvansal üretim faaliyetlerimizi aşağıdaki alanlarda yoğunlaştırmalıyız. Bunlar;

Irk ıslahı: Verimi artırmak; yüksek verimli hayvan ırklarının yetiştirilmesi, döl veriminin yükseltilmesi, ırkların çevreye uyumunun sağlanması ve fertlerin yemden yararlanma yeteneklerinin geliştirilmesi ile mümkündür.

Bakım Besleme: Irk ıslahına paralel olarak, hayvanların beklenen verimlerini ortaya koyabilmeleri için bakım besleme ve diğer çevre koşullarının da noksansız bir şekilde sağlanması gerekmektedir. Çünkü; hayvanlarda verim genotipik faktörlerin yanısıra % 70 oranında çevresel faktörlerce belirlenir. Çevresel faktörlerin başında ise; hayvanın yaşam ve verim payına göre beslenmesi, uygun şartlarda barındırılması gelmektedir.

Sağlık: Türkiye, kendi iklim kuşağında görülebilecek hayvan hastalıklarının hemen hepsinin bulunduğu bir ülkedir. Biyolojik ve ekonomik verimlilik için hayvanlarda görülen her türlü ferdi ya da salgın hastalık; ile mücadele şarttır. Hayvansal üretimi belirleyen unsurlardan biriside sağlıktır. Hayvan sağlığının başlıca amaçları; sürülerin sağlık kontrollerinin yapılması, hasta hayvanlarının iyileştirilmesi, hastalıklara karşı koruyucu önlemlerin alınması, insan sağlığı açısından zoonozlarla mücadele ve güvenli hayvansal gıda üretiminin sağlanması olarak açıklanabilir. Bu amaçların gerçekleşmesi ise öncelikle duyarlı hayvanların korunması ve hastalıkların bulaşma yollarının kırılması yönünde stratejiler geliştirmek ile mümkündür.

Ekonomik Tedbirler ve Yapısal Düzenlemeler: Hayvansal üretimin karlılığının ve verimliliğin devam ettirebilmesi teknik tedbirlerin yanında ekonomik ve yapısal düzenlemeleri de zorunlu kılmaktadır. Ancak yapacağımız düzenlemelerin gerek hayvansal üretim sistemlerinin gerekse kültür ırkları ve melezlerinin bölgelere dağılımın farklılığı nedeniyle ülkesel düzeyde değil, bölgesel düzeyde ele alınması gerekmektedir. Pazara dönük üretim yapabilen, biyolojik ve ekonomik verimliğini sağlamış işletmelerden oluşan bir hayvancılık yapısı oluşturmak ancak böyle bir yaklaşım ile mümkün olabilir.

Hayvancılıkta Yeni Yaklaşımlar Ve Organize Hayvancılık Bölgeleri

Hayvancılıkta “verimlilik ve karlılığın” sağlanabilmesi; için devletin çiftçilerin mevcut üretim alışkanlıklarını değiştirecek “teknik ve ekonomik” bir ortam yaratma zorunluluğu vardır. Hayvancılığın her türünün ekstansif olarak yapıldığı ülkemizde geleneksel yaklaşımları aşarak yeni sistemlerin belirlenmesi ve bunun yetiştiriciye mal edilmesi gerekmektedir. Bu cümleden olarak, zaman zaman değişik platformlarda konuşulan ve bazı illerimizde kurulma girişimlerinin olduğunu bildiğimiz Organize Hayvancılık Bölgeleri (OHB) DPT yatırım programlarında,beş yılık kalkınma planlarında ve 2004 İktisat kongresinde değişik şekilde dile getirilmiştir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığıda ilk defa konu üzerinde ciddiyetle durarak İl müdürlüklerinden görüş almış Tarım Havzaları yaklaşımı içinde düşünerek bir çalışma başlatmıştır.

Başta Sanayi ve Ticaret Bakanlığı olmak üzere, GAP idaresinin,valiliklerin ve bazı özel girişimcilerin bu konuda girişimleri olduğu ve son yıllarda bazı projelerin uygulanmaya başladığı bilinmektedir.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Organize tarım veya hayvancılık bölgeleri ile ilgili müracaatlara Organize Sanayi Bölgesi Kanunu ve Yönetmelikleri çerçevesinde çare bulmaya çalışılmaktadır. Endüstri Bölgeleri Kanunu; teknoloji, sağlık ve tarım gibi ihtisas endüstri bölgeleri kurulabileceğini, ancak projelerin ilgili kurumlarca onaylanmasını hüküm vermektedir.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Organize tarım veya hayvancılık bölgeleri ile ilgili müracaatlara Organize Sanayi Bölgesi Kanunu ve Yönetmelikleri çerçevesinde çare bulmaya çalışılmaktadır.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın bu konuda yaptığı çalışmalar şunlardır;

  • 4562 sayılı kanunu dahilinde, 3 adet Besi OSB (Amasya, Eskişehir, Gaziantep) yer seçimi tamamlanmış, kamulaştırma, altyapı projeleri ve üretim projelerinin hazırlanması aşamasında Bakanlığımızla gerekli koordinasyon sağlanmasına talimat verilmiş.
  • 12 adet besi, 7 adet süs bitkileri, meyvecilik ve sebzecilik konularında olmak üzere toplam 19 adet tarıma dayalı ihtisas OSB nin yer seçimi çalışmaları devam etmektedir.
  • Elazığ hayvansal ürünleri organize sanayi bölgesi 1998-2004 yılları yatırım programlarında yer almış ancak herhangi bir ilerleme sağlanmamıştır.
  • Siirt Organize Tarım Bölgesi, GAP idaresince projesi hazırlatılmış.
  • Ankara Sincan Hayvancılık Bölgesi, Girişimcilerin kendi imkanları dahilinde yürütülmektedir. Mera tahdidi kaldırılarak yer tahsisi yapılmış, imar geçirilmiş ve alt yapı çalışmaları devam etmektedir.

Organize Hayvancılık Bölgeleri (OHB)

Hayvancılığa müsait alanlarda “Organize Hayvancılık Bölgeleri” kurularak toplu hayvancılık bölgeleri oluşturulması fikri gündeme gelmiş olmasına rağmen henüz bu konunun nasıl,nerede ve hangi kuruluşlarca yapılacağı henüz tanımlanmamıştır. Öte yandan bu girişimin başarı şansıda belirgin değildir. Bu yüzden öncelikle konu teorik bazda değişik kesimlerce tartışılmalı daha sonrada uygulama imkanları aranmalıdır.

Organize Hayvancılık Bölgelerinin kurulmasına ilişkin muhtemel fırsat ve bazı riskleri kısaca özetledikten sonra Ülkemizde uygulanması mümkün müdür sorusuna cevap vermeye çalışacağım. Konunun Ülkemizde gündeme gelişi daha çok kent merkezlerinin kenar mahallerinin,bahçe içinde,kaldırım kenarlarında,hatta çöplüklerde otlatarak 1-2 baş hayvan besleyen ,elde ettiği sütü mahallede satarak günlük nafakasını temin eden ailelerin sayısı giderek artmaktadır. Bu oluşumun sebep olduğu, çevre kirliği,sinek ve hayvan kokusunun etrafa verdiği rahatsızlıklara çözüm üretmek isteyen yerel yöneticiler şehir dışında toplu hayvan barınakları inşa etmeleriyle ortaya çıkmıştır. Benzer öneriler bazı akademik çevreler ve girişimciler tarafından da dile getirilince Bakanlığımızda konuyu gündeme almış gözükmektedir.

Muhtemel Faydaları

  1. Çok geniş coğrafi alanlarda küçük işletmeler halinde hayvancılık yerine toplu sürüler ve üretim merkezleri oluşacaktır
  2. Toplu üretim nedeniyle hayvansal ürünlerin değerlendirme ve pazarlamasını kolaylaşacaktır
  3. Üreticilerin sağlık,ıslah,kayıt ve diğer Veteriner hizmetlerini alması kolaylaşacaktır.
  4. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu yaygın olan göçer hayvancılığın yapısal değişimine imkan sağlayarak, göçerlerin sosyal hayatının gelişmesine ve çocuklarının eğitim durumlarını iyileşmesine katkı sağlayacaktır.
  5. Geçimini hayvancılıkla sağlayan göçer grupların çeşitli nedenlerle kent merkezlerine yerleşmiş olması ve bu uğraşlarını burada sürdürmek istemeleri sonucu oluşan veya oluşacak insan ve çevre sağlığını tehdit eden olumsuzlukların önüne geçilecektir.
  6. Tarımsal yatırım yapmak isteyen tüzel ve özel kişilere, uygun yer temin edilecektir.
  7. Hayvansal ürünleri işleyen işletmelerin kırsal kesimde yaygınlaşması sağlanacaktır.
  8. Değişik meslek mensuplarına(Veteriner,ziraat mühendisi,gıda mühendisi, ı vs..) yeni istihdam imkanları yaratılacaktır.
  9. İyi bir planlama ile gübre ve diğer atıkların yaratacağı çevre kirliğinin önüne geçilecek ve organik gübre temini kolaylaşacaktır.
  10. Yerleşim yerlerinin sinek ve koku gibi olumsuzluklardan kurtarılacak kurulacak biyo-gaz üniteleri ile ucuz enerji sağlanacaktır.
  11. Çiftlik turizmine imkan vermesi nedeniyle çiftçilere ek gelir sağlanacaktır.

Muhtemel Sakıncaları

  1. Gelişmiş ülkelerde işletmelerin optimal büyüklüğe sahip olması nedeniyle böyle bir uygulamaya ihtiyaç duyulmamış dolayısıyla alınabilecek bir ülke Hayvan yetiştiriciliğin zorunlu kıldığı Hayvan ve bakıcısının gün boyu beraber olma zorunluluğu ve yetiştiricilerin her türlü ihtiyaçlarını sağladıkları yerleşim yerlerinden ayrılmak istememeleri
  2. Yerleşim yeri ile OHB arasında ulaşımın sürekliğin sağlanmaması
  3. Uygun yeter büyüklükte arazi bulmanın her zaman imkan dahilinde olmaması
  4. Hayvan varlığının artacak olması nedeniyle kaba yem ve su gibi ihtiyacının sağlanmasında yaşanabilecek zorluklarla
  5. Alt yapı hizmetlerinin gerçekleşebilmesi için gerekli ilave finansman ihtiyacı
  6. Uygulamanın ilkliği ve Ortak Yönetimin nasıl olacağı konusundaki deneyimsizlik…
  7. Türkiye’de kooperatifçiliğin başarısızlığı ve ortak iş yapma kültürünün zayıflığı
  8. Sürü sağlığı kurallarına uyulmadığı iyi bir sevk ve idareni olmadığı durumlarda salgın hastalık riski artabilir.
  9. OHB de salgın bir hastalık çıkması halinde alınacak karantina tedbirleri hayvansal ürünlerin pazarlanmasını ve hayvan hareketlerini kısıtlanmasını beraberinde getirecek bu durumda sürüsü sağlıklı olsa dahi yetiştiriciler ekonomik kayba uğrayacaktır
  10. Gübre ve diğer artıkları değerlendirmek için entegre bir sistemin kurulmaması halinde oluşacak çevre kirliği ve insan sağlığına getireceği riskler.
  11. İşletmelerin yerleşim yerlerinden uzakta olması neniyle aile bireylerinin tamamının iş gücünden yararlanılamaması.
  12. Sanayi Bölgesi Uygulamasının Hayvancılık örneğinin bulunmayışı.
  13. OHB’ leri entansif hayvancılın yapılmasını teşvik edeceğinden, bir kısım çayır,mera ve otlakların boş kalmasına yada yeteri kadar kullanılmamasına sebep olabilir.

Sonuç ve Değerlendirme

Organize Sanayi Bölgesi uygulamasından ilham alan bu yaklaşım sanayiden çok farklı bir üretim tarzı olan hayvancılıkta uygulanması güç gözükmektedir. Devletin teşvik ve kredilendirilmesi olmadan böyle bir uygulamanın yürütülmesi imkansızdır. Dünya Ticaret Örgütü ve AB ile yapılan anlaşmalar ve İMF ile yürütülen ekonomik programlar hatırlandığında Bakanlığımızın kaynak bulmada zorlanacağı açıktır. Öte yandan OHB nin kurulması için örnek alınan OSB ile hayvancılık sektörü ne kadar benzeşmektedir. OHB uygulanabilir ve hızla oluşturulabilecek bir model olarak gözükmemektedir. Ancak bu tarz bir hayvansal üretim modeli benimsenecek olursa şu hususlara dikkat edilmelidir.

  • OHB öncelikle besi işletmeleri için düşünülmelidir
  • OHB birlik,kooperatif ve dernek gibi ortak yönetimi olan kuruluşlara marifetiyle kurulmalıdır.
  • Hayvansal atıklar için gerekli alt yapı kurulmuş olmalıdır
  • Hayvanlar Karantina ve tedavi Ünitesi bulunmalıdır.

Bakanlık olarak modelin başarısı görülmeden yayımı yapılmamalıdır. Ancak Bakalığımız OHB kurmak isteyenlerden gelebilecek taleplere cevap verecek tarzda hazırlık yapmalıdır. Bu kapsamda yapılacak ön çalışmalar şunlar olabilir;

  1. Yer seçiminde uyulacak kriterleri belirlemek
  2. Optimum ahır kapasitesi ve sayısını belirlemek
  3. Bölgelere uygun barınak tipini (açık, yarı açık, kapalı) belirlemek ve projelendirmek.
  4. Bakanlıkta OHB faaliyetlerini yürütecek bir birimin oluşturulması
  5. Asgari alt ve üst yapıların belirlenmesi
  6. Mevzuat çalışması yapmak

2005 Kasım

Bir yorum yap

Dr. Hüseyin Sungur Kimdir?

20 Ekim 1959 tarihinde Antalya’da doğan Hüseyin Sungur, Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’nde doktora yapmıştır. 1989 yılında Türkiye’de ilk kez sığırlarda dondurulmuş Embriyo naklini gerçekleştiren Sungur, hayvancılıkla ilgili farklı araştırma projelerinde araştırıcı olarak görev almıştır.

Koruma Kontrol Genel Müdürü, Bakan Müşavirliği ve Genel Müdür görevlerini yürüten Hüseyin Sungur, 2020 yılında Yumurta Üreticileri ve Sanayicileri Derneğinde kurucu üye olmuştur. Halen serbest danışmanlık yapmaktadır.